13 Aralık 2016 Salı

Radiokafalar İçin Radio

Bu siteyi ne zamandır sizinle paylaşmak istiyordum.
Ekranda bir Dünya fiziki görünümü açılıyor. Mouse ile çevirebiliyorsunuz ve Dünya'nın her noktasında yeşil ışıma yapan yerlerde yayın yapan belli başlı radyolar var. Örneğin Berlin üzerindeki yeşil ışıklı noktayı tıkladığınızda Berlin'in belli başlı radyoları açılıyor sağ alt köşede. Üzerine tıkladığınız kanal bir süre sonra yayın yapmaya başlıyor. Dünya'daki belli başlı tüm radyolar elinizin altında. Türkiye'den bağlanıyorsanız, otomatik olarak İstanbul'dan başlıyor. Çevirin Dünya'yı istediğiniz ülkenin, istediğiniz kentin radyolarına gidin.
radyosuz kalmayın.
http://radio.garden/live

30 Kasım 2016 Çarşamba

BEOWOLF'TAN GÜNÜMÜZE EDEBİYAT TİMELİNE'I

1138'den 1990'lara çok güzel hazırlanmış bir edebiyat tarihi video diyagramı. Mouse ile yıllar arasında gezinti yapıp edebiyat tarihinde önemli yapı taşları oluşturan yazarları ve eserleri görebiliyorsunuz.

http://www.tiki-toki.com/timeline/entry/75515/Cambridge-Literature-Timeline#vars!date=0959-04-18_05:57:15!

7 Ekim 2016 Cuma

Seksek - Julio Cortazar

PDF
Link: https://yadi.sk/i/2fcGAXpewPLkp

Hazır şenlik dağılıp da bir acı yel kalmışken bahçede yalnız.
Bu müthiş romanın bol ucuz içki, sohbet ve caz müziğiyle geçen gecesini anımsayıp müjganla ağlaşalım.

https://www.youtube.com/watch?v=bMCF98V2hrA&list=PLDFF657514EAA38AA

Sisyphos Söyleni - Albert Camus

 EPUB

Link: https://yadi.sk/i/mgwZf5DCwPGdm

Bilen bilir, Baştan başlamak bıktırıcı umutlar taşır kendi içinde.
Rasyonaliteden kopan umut yalnızca mazoşist zevkler tattırır insana. Mikro derecede adrenalin için köprüaltlarına düşer.
Bitimsiz eziyet işte...
Bir anlamda McMurphy'nin sadece bir iddia için lavaboyu yerinden söküp pencereye fırlatmak istemesi ama kaybettiğinde bile " en azından ben denedim" demesi gibi bir şey.
Umut ederek denemek gerekmiyor kanaatimce. Oraları biraz deşince ideolojiler falan çıkıyor yaban otları gibi her bir yerden --ki her ideoloji terbiye edilmiştir. Yolda görsem selam vermem.
Şu salak mekanın hikayesini bilen bilir neden ilk kitap budur.
ideolojik olarak beni pek de fazla ilgilendirmeyen bir kitap ama nedense mitolojik olarak ilgilendiriyor.




17 Ağustos 2016 Çarşamba













 Luisa Anselmi:
Hadi, rahatla biraz.. Onu dün akşam geldiğimde zaten görmüştüm.
Guido Anselmi:
Dinle, ben aslınd...
Luisa Anselmi:
Sormadım. Hiçbir şey bilmek istemiyorum. Beni lütfen o yalanlarını dinleme utancına mahkum etme."
Aklıma iyice kazınsın diye içimden tekrar ediyorum.
" Sormadım. Hiçbir şey bilmek istemiyorum. Beni lütfen o yalanlarını dinleme utancına mahkum etme.

23 Temmuz 2016 Cumartesi

Okumak İyidir !

Yandex diske yapılan başvuru sonrası hesabıma erişimim kaldırılmış bulunduğundan, linklere erişim de otomatik olarak kaldırılmış bulunuyor. Dolayısıyla benim de artık o linkleri burada tutuyor olmam internette kitabı arayıp da buldum diye girenler için bir heyecan ve sonrasından hayal kırıklığı yaratıyor. Her ne kadar siteme hiçbir zaman reklam koymasam da uyduruktan linklerle reklam kapmaya çalışan siber sahtekarlar kategorisine dahil olmak istemiyorum. O sebep kitap linklerini de zamanım elverdiğince kaldırmaya başladım.
Eh artık memleket kurtulmuş bulunduğuna göre helalleşelim. Hep söylediğim gibi tek derdim çeşitli sebeplerle imkanı olmayanların bilgiye ulaşmasını sağlamak istememdi. Tarama istatistikleri, Amerika'dan, Almanya'ya, İngiltere'ye, Fransa'ya hatta Güney Kore'ye kadar pek çok yurtdışındaki insanın da siteden faydalandığı yönündeydi. Binlerce kitap satın almış biriyim. Pdf çıktı diye insan kitap satın almaktan vazgeçmez. Kitap okumak başka bir şeydir. Azman bir okuyucu olmaksa daha da başka bir şey. Bazen bir kitap okurken dipnotlara daldıkça 10-15 kitaba daha göz atmak gerekiyor. Kimi için bir paragraf kimi için bir bilgiyi doğrulamak adına şöyle bir göz atmak  oluyor bu. Malum bolluk ve refah ülkesi değiliz, hepsine cüzdan dayanmıyor. Bazıları buna kütüphaneler var, oradan faydalanabilirsiniz diyebilir ama iyi okuyucu bunun da doğru olmadığını bilir. Bizim kütüphanelerimizde bilgiye ulaşmak halen taş devrinden kalma. Bürokrasi, yeni kitapların olmayışı, kitabı alamama, fotokopi fiyatlarının uçukluğu ilk akla gelen dertler.
Neyse uzattım, bu konuda benimle aynı fikirde olanlar bu yazının altına bir erişim adresi bıraksın. Bıraktığınız erişim adreslerini elbette yayınlamayacağım :) Kitaplar hakkında sohbet etmeye devam ederiz. Biz bize sohbet de yasak değil ya!

23 Aralık 2015 Çarşamba



Ah benim patavatsız, kör cahil sevgilim, bizi dünyanın hakimi kılan yeteneğimiz budur: Geçmişi yeniden kurmak. Böylece kanılarımızın değişkenliğini, sevgilerimizin beyhudeliğini kanıtlamış oluruz. Pascal, insanın düşünen bir kamış olduğunu söylemiş. Yanlış... İnsan düşünen bir dizgi hatasıdır. Hayatının her dönemi, bir öncekini düzelten yeni bir basımdır ve her dönem, bir sonraki tarafından düzeltilecektir; ta ki nihai basım yapılana kadar, ki yayıncı bu basımı kurtlara adamıştır.

Machado de Assis - Mezarımdan Yazıyorum

24 Eylül 2015 Perşembe


"Neden,' diyordu Gabriel, 'ondan yoksun kalmamız için ufacık bir şey yetiyorken neden katlanmayalım yaşama? Bir hiç getirir, bir hiç canlandırır, bir hiç yıkar, bir hiç götürür. Böyle olmasa, yazgının yumruklarına, parlak bir iş uğruna alçalışlara, bakkalların hilelerine, kasapların fiyatlarına, sütçülerin sularına, ana babaların sinirine, hocaların öfkesine, çavuşların fırçasına, köşeyi dönmüşlerin çirkefliğine, yıkılmışların iniltilerine, sonsuz uzamların sessizliğine, karnabaharların kokusuna ya da tahta atların edilgenliğine kim katlanırdı, yalnızca küçücük birkaç gözeneğin, kötü ve hızla çoğalan ediminin ya da yolunu sorumsuz bir adsızın çizdiği bir merminin birden gelip beklenmedik bir zamanda tüm bu kaygıları göğün mavisinde toz edeceği bilinmeseydi. Ben, şu karşınızda gördüğünüz adam, üstümde bir çengi eteği, sizin türünüzden keleklere doğal olarak oldukça kıllı, ancak meslek gereği tıraşlı, kalçalarımı gösterirken bu sorunları sık sık takmışımdır kafaya. şurasını da ekleyeyim ki istekte bulunacak olursanız, bu gösteriyi hemen bu akşam görebilirsiniz."

Zazie Metro'da - Raymond Queneau

7 Temmuz 2015 Salı

"Hayatta en nefret ettiğim insanlar iradesiz, duygusal tiplerdir. Başkalarına besledikleri aşırı duygudaşlık yüzünden kendi özlerinin heyecanını yaşayamayan ve hayatın içinden bir sis gibi, herkese üzülerek, kimliksiz geçen melankolik insanlar. 
Times Meydanı'ndaki kötürüm dilenci ile kırık dökük kurşunkalem sergisine, metroda kendi kendine konuşan rujlu yaşlı kadına, umumi tuvaletteki teşhirciye, metronun basamaklarına yığılıp kalmış ayyaşa acımakla yetinmezler; tek bir bakışla bu zavallılara dönüşürler.
Terk edilmiş insanlar onların gerçekleşememiş ruhlarını çiğner, onları alacakaranlıkta, hapishane isyanına benzeyen bir durumda bırakır. Kendi kendilerini hayal kırıklığına uğrattıklarından geri kalanlarımız adına da hayal kırıklığına uğramaya her daim hazırdırlar; gözü yaşlı hayal kırıklığından koskoca kentler, yaratılar, gökler ve prenslikler inşa ederler. Geceleri yataklarında yatarken büyük ikramiyeyi kazanıp müşterek bahis biletini kaybeden talihliyi, başyapıtı yanlışlıkla çöplerin arasında yakılan büyük romancıyı, seçmen kurulunun hileleri yüzünden ABD başkanlık yarışını kaybeden Samuel Tilden'ı düşünürler şefkatle. İşte bu tür insanlardan nefret ettiğimden, kendimi onların arasında bulmak bana iki misli acı veriyordu. Yıldızların ışığında çıplak bir kızılcık ağacı görünce, 'hayat ne kadar hazin!' diye düşündüm."
John Cheveer

27 Mart 2015 Cuma







...

"Mecburuz diye yaşayıp duruyoruz. Bu fikir beni çileden çıkarıyor. 
Kendi bedenim içindeki kuşkulara bile hâkim değilken dünyayı değiştirebileceğime nasıl inanmalıyım?"

Cesare Pavese

23 Şubat 2014 Pazar


































Sayısız ikilerle ah! Ne yaman yalnızsındır!

Cesar Vallejo

29 Kasım 2013 Cuma

LISANDRO ALONSO VE LIVERPOOL

Lisandro Alonso ile tarih itibariyle son filmi Liverpool sayesinde tanıştım. İyi de etmişim. 1975 doğumlu olmasına rağmen 4 uzun metraj film çekmeyi başarmış. İnternet ortamından hepsine erişme şansı buldum ve ardı ardına izledim.
2001 tarihli La Libertad'ın ardından 2004'te Los Muertos, 2006'da önceki filmine göndermelerle dolu Fantasma'yı çektikten sonra sıra Liverpool'a gelmiş. Filmlerinde yönetmenlik becerisi olarak lineer bir çizgi izlemiş kanaatimce ve Liverpool en yetkin filmi. Söylemeden söyleyen, eylemeden eyleyen minimal anlatım dili yaşının çok çok ötesinde. Bir kıyas kabul görecekse Avrupa'da Pedro Costa, Asya'da ise Tsai Ming-liang sinemasıyla karşılaştırabiliriz.
Ticari sinemanın hiçbir kuralını önemsemeyen, öyküden çok anlatım biçimini zenginleştirmeye çalışan, diyalogtan çok görüntüyle derdini anlatan bir sinema Alonso'nunki...
 La Libertad' ta, ormanda ağaç işleri işçisi genç bir adamın bir çadırda yaşayarak doğayla bulduğu huzuru, Los Muertos'ta kardeşlerini öldürmüş ve serbest bırakılan bir mahkumun yıllar sonra ormanın derinliklerinde nehir yoluyla bir yolculuk yaparak kızını arayışı anlatıyor. Fantasma teknik sıkıntılardan dolayı tamamlayamadığım bir film oldu. Hakkında yorum yapmam yanlış olur. Son olarak Liverpool ise ticari bir gemide çalışan Farrel'in izin alarak yıllardır görmediği ve hatta yaşayıp yaşamadığını bilmediği annesini ziyarete gidişini öykülüyor. Yine bir orman yakınında kereste işleme üzerine adeta küçük bir komün gibi kurulmuş yerleşke aynı zamanda Farrel'in çocukluğunu da geçirdiği yerdir. Farrel karla kaplı yollarda zorlu bir yolculuktan sonra menzile ulaşır fakat hiçbir şey eskisi gibi değildir.
Kameranın olayları adeta belgesel gibi izleyişi, mekanların ve oyunculukların doğallığı ilk dikkat çekici özelliği gibi görünse de alttan alta her minik hamlede derin bir anlatım taşıyan sinamatografi yavaşça ağırlığını koyuyor filmlerinde.
Imdb ve bazı haber kaynaklarının yazdıklarına göre ismi henüz açıklanmamış ve Avrupa'da geçecek bir film için başrol oyunculuğu için Viggo Mortensen ile anlaşma imzalamış bulunuyor.
Açıkçası bu genç yaşta böylesine olgun bir sinema seviyesine erişmiş Lisandro Alonso'dan kötü film beklemiyorum. Aksine ileride daha da parıltılı işlere imza atarak büyük festivallerde adından söz ettireceğini düşünüyorum.

24 Kasım 2013 Pazar

Peacock

PEACOCK - CHANGWEI GU

Görüntü yönetmenliğinden yönetmenliğe geçiş yapan Çinli sinemacı Changwei Gu'nun ilk uzun metrajlı filmi. Anne baba, bir kız, bir zihinsel problemli büyük erkek ve bir de küçük erkek kardeşlerden oluşan bir aileye otobiyografik bir bakış.
1970'lerde kuzey Çin'de bir kasabada geçen film ağır ilerleyen temposuna aldanmayıp giriş bölümünü geçtikten sonra yavaş yavaş koltuklarınıza sizi yapıştırmakla kalmayıp finale doğru adeta çiviliyor.
Müthiş bir sinematografi, dokunaklı bir hikaye ve sinemaya dair her şey. Hele annelerinin küçük erkek kardeşinin engelli ağabeyine yaptıklarının ne anlama geldiğini anlattığı bir sahne vardı ki uzun zamandır film seyrederken bir sinematik ifade karşısında kalbim daralmamıştı.
Adını hep duyduğum ama filmlerine bir türlü denk gelemediğim bir yönetmendi Changwei Gu. Yetenekli bir sinemacıymış vesselam.
Saygıyla eğiliyorum.

Film link : http://politikfilm.net/1460-kong-que-peacock-2005-filmi-izle.html